🚗 Araba Bedenler 🧍
İki ayaklı araba olur mu? Dean Kamen’in icat ettiği ve Jeff Bezos’un asrın buluşu olarak açıkladığı o iki tekerlekli sıra dışı parça olan 🛴 Segway’i kastetmiyorum. Ben doğrudan iki ayaklı arabadan bahsediyorum. 🚶♂️
Gerçi Segway Scooter’larda iki tekerlekli olmasına rağmen “denge sensörü” nasıl devreye girip savrulmayı toparlıyorsa, insanda da “irade” sensörleri 🤔 devreye girmeli, onu hayatın savrulmalarından toparlamak için. İrade zayıflayınca bedeni yalpalar insanın, hayatı yalpalar. Dengeyi tutan şey kası değil, iradesidir. Dengeyi tutan şey 💪 kas değil, irade. Bu açıdan düşünüp, hiç araba ve insana aynı gözle bakmış mıdır birileri? Arabayı bir insan ve insanı bir araba gibi görmek mümkün müdür? İcat edilmesinden bu yana iç içe olunan arabayla biraz daha içli dışlı olmalı insan.
Şimdi size çok daha değişik bir bakış açısından, iki ayaklı arabaları anlatacağım.
Yani bizi, biz iki ayaklı insanları, dört 🔘 tekerlerli arabalarla kıyaslayacağım. Çünkü insan arabaya, araba da insana o kadar çok benzer ki. Zaten arabanın mucidi de insan değil midir? Bilinçaltında, sürekli iç içe olacağı, gideceği her yere götüreceği ve onsuz edemeyeceği arabaları da bu yüzden kendine olabildiğince benzetmiştir. 🛠️🤝 Kültürümüzdeki ‘At, avrat, silah’ üçlemesini de düşününce, at gitti, yerine araba geldi. Eşine bakmayıp, arabasına bakan, eşinin gönül kırıklığını önemsemeyen ama arabasındaki çiziğe tahammülü olmayan tipleri görünce, en önemli şey araba oldu sanırım insan için! ☹
Her şeyden önce, insanın da, arabanın da bir amacı, bir hedefi, gideceği yeri, yolu ve yolculuğu olmalı. Güzergahı net olmalı. Kimi patika yolda savrulur, 50 model köy minibüsleri gibi; kimi otobanda yol alır, uçarak. Kırkından sonra azanını mı arasın, 50’sinden sonra yoldan çıkanını mı? Söz dinlemeyip düz yolda şaşanını mı? Hepsi mevcuttur insanın içinde. O yüzden kimi yolunu kaybeder, bulamaz; kimi yoldan çıkar, bir daha giremez. 🛣️🌍
İnsanı o amacına götüren hayat hedefidir. Arabayı ise Navigasyon sistemi… Yanlış yola saptığında “yanlış yoldasın” diye onu sürekli uyarır; dinlemeden saparsa “rota yeniden oluşturuldu” diyerek yeni bir güzergah belirler. İnsanda da vicdan vardır. Bu açıdan vicdanı sürekli uyarmalı insanın. Sadece vicdan olsa iyi, üstüne bir de değerleri, inancı, tecrübeleri ve aklı vardır insanın. Ama insanın yeniden oluşturulan rotaya uyumu, arabadaki gibi olmaz çoğu zaman; içindeki inat denilen bir virüs yüzünden. Tevbe edip, özür dileyip, “ben yanlış yapmışım” deyip hatadan dönmek varken; uyarıyı kapatıp yanlış menzile varmak niyedir, bilinmez.
Arabanın bir kontağı vardır, kontak çevrilmeden motor çalışmaz; insan da niyet anahtarını çevirmeden yola çıkamaz. Üstelik bazı arabalar **“start-stop”**ludur; bazı insanlar da hayatta dur-kalklarda gereksiz yakıt harcamamalı, gereksiz enerji tüketmemelidir. Bazıları bir kez durdu mu, hemen yeniden yola çıkamaz, bir müddet. Bu yüzden istikrarla yola devam etmek büyük başarı getirir. Tereddütler elbette olacaktır ama Mevlana’nın dediğini hatırlayınca, devam edesi gelir insanın; ‘Sen çık! Yol görünür!’
Bazı arabaların merkezi kilitleri tek tuşla açılır; insanın kalbi de “güven” tuşuna basılınca açılmalı. Güven yoksa, en iyi cümlesi bile kapı kolunda kalır insanın. Bazı kapıları çocuk kilitlidir; dışarıdan açılmaz, içeriden iyi niyetle açılır.
Bazı kilitler muhteşem bir anahtarlık sistemi ile full fonksiyondur. Arabanın uzaktan çalıştırılmasına izin verir. Camları karlı ya da buzluysa eritir. Aracın içi soğuksa ısıtır, sıcaksa soğutur. İnsanda da gönül kilitleri uzaktan kumanda ile çalışmalıdır. Gönlünü, gönlünde ağırlayacağı kişiye uygun hale getirmesi bu şekilde mümkün olmalıdır.
Arabanın bir de aküsü vardır; insanın iradesi gibi. Onu motive eden, ona enerji veren, ona o işi yapmasıyla ilgili iyi bir niçin veren iradesi olmalı. Eğer o marş basmıyorsa, dünyanın en güçlü motoruna sahip olsa ne yazar insanın? 🔋🔑
İskeleti ve omurgasıdır insanın şasesi. İnsanın hayat karşısındaki duruşu ile bir şasenin dayanıklılığı arasındaki 𝗸𝗶𝘆𝗮𝘀 aslında karakterinin direncini belirler. İnsanda karakteri sağlam olanlara omurgalı denmesi bu yüzdendir.
Şaseye kaporta giydirilmiş; insanda da derisi vardır. Derisi de onu mikroptan, virüsten, soğuktan, sıcaktan korumalıdır. Dışından bakınca “ye kürküm ye”; insanın içinde nasıl bir motor olduğunu anlayamazsınız. Kaputu açmadan hiçbir şey anlaşılmaz. Araba pazarında alıcılar kaputu açar, insan pazarında ise ağzını açmalı insan. –‘Ya bir konuş’ denmeli, karakterini anlamak istediğimiz kişiye. 🦴🎨
Arabanın kapıları vardır. Bazısı tek kapılıdır. İnmesi de binmesi de zor ama hızlı ve spordur. Tek başına buyruk bir yaşam süren, yalnız kovboyu gibidir. Kendi yaşam yolunda hızlı, güzel, çekici ve amacına uygun olmalı ama başkasının işine yaramaması bir eksiktir. Bazısı çift kapılıdır; yani sadece iki kişilik bir yaşam içindir. Ama insanın beş kapılı olması lazım; kalbine dalmak, beynine girmek, içinde olmak, yüreğine dokunmak ve ruhunu okşamak için. 🖐️🚪
Kalp kapıları asla kapalı veya içeriden kilitli olmamalıdır. Hatta tepesinde bir de sunroof – güneş penceresi olmalı insanın. İçeri ışık ve hava dolması için, sürekli oturmaktan sıkıldığınızda kafayı oradan dışarı çıkartabilmeli. Sunroof bazen “şükür penceresi”dir: insan başını rutinden çıkarır, göğe bakar, nefes alır. Dolayısı ile sonunda ciğerleri mahvedince ya da yüz felci olunca, suçu arabaya bulmamak lazım. Camlar niye var ki zaten. ☀️💨
Klasik arabaların kapıları uzundur, açınca yer ister. Bazı insanların hayatına girmek de böyledir: alan ister, sabır ister. Hemen gidip gönül parkına girilemez. Şimdilerde yeni nesil arabalarda kapılar yukarıya doğru açılıyor. Gönül kapısını açmak da böyle kolay olmalı insanın; açtığına da açacağına da pişman etmemeli.
Gönül Pencereleri
Pencereleri olmalı araba bedenlerin. Kapıları kilitli olsa bile, gönül penceresini açabilmeli insan. Hem de sonuna kadar. 🪟🛋️
Bazı arabalarda mükemmel koltuk ayar sistemi vardır; her yöne, tam bedene göre… İnsan hem gönülde hem de dilde ağırlanır. Türkçede ‘gönül’e ‘dil’ denmesi de bu yüzdendir. İnsanın dili de muhatabına göre ayarlanmalı. Hafızalı koltuk nasıl kişiyi tanıyınca rahat ettiriyorsa; vefa da insanı tanıyınca rahat ettirmeli. Ayarsız dil de, ayarsız koltuk gibi rahatsız eder. İnsan da yaptığı iyiliğin ayarını kaçırmamalı; yaptığına da yapacağına da pişman ettirmemeli. İnsanın dili de bu şekilde muhatabına göre ayarlanmalı; ayarsız dili, ayarsız koltuk gibi rahatsız eder zira. 🛋️👅
Camları mükemmel olmalı insanın. Pencere, insanın dünyaya bakışıdır; kirliyse manzara suçlanır, oysa cam kirlidir. Silecekleri sessizce ve yağ gibi kayarak çalışmalı; hayatın dayatmalarına göğüs gerebilmeli, üzerine gelen pislikleri temizleyebilmeli ama ellerini kirletmemeli insanın. 🌧️🧼
Camları ısıtmalı olmalı ki buğulanmasın; zira önyargı hakikati kapatan bir buğudur. Buğu görüşü kapatır; önyargı da hakikati kapatır. İnsanın “hakikat çizgileri” de o sisli zihin hâlini sökmeli. ❄️🔥
Dikiz aynaları olmalı insanın; 360 derece gösteren. Kör noktası olmamalı. Dostlarını ayna gibi kullanmalı, dostlarına ayna olmalı. Aynasını gönül ekranında, kalp gözünce bir sinyal belirdiğinde görmezden gelmemeli. Özellikle duygu gözlüğüyle bakıldığında, ‘aşk bir görme kusurudur’ ya, aynen öyle. Bize radar görevi yapan dostların gözünden ve ekranından da olaylara bakabilmek lazım. 🔄
Arabayı yolda tutan asıl parça diferansiyeldir. Hayatın sert virajlarını alırken insanı dengede tutan değerleri gibi… İçindeki mantık ve duygu tekerleklerinin farklı hızlarda dönmesine izin vererek devrilmesini engeller. ⚖️🔄
Kar ve sis lambaları, güçlü farları olmalı insanın. Ama önünü daha iyi göreceğim diye, karşıdan gelenleri kör etmemeli. Uzun far kibirdir; kısa far ise nezaket. Sinyali ise iletişimin sözüdür; sağ gösterip sol yapmamalı, güveni bir şanzıman dişlisi gibi kırmamalıdır. 💡🔦
Teybi 8 CD çalarlı, anteni tüm dünyaya ayarlı olmalı. İnsanın anteni merakıdır; iyi ayarlı merakı bilgiyi toplamalıdır. Sesi açmak marifet değil, rahatsız etmeden duyurmak marifettir. 📡🎵
Direksiyonu hidrolik olmalı insanın. Şöyle bir parmak ucu dokunuşu ile yola gelmeli. Direksiyonu hidrolik akılla çalışmalı. Akıl, direksiyonun hidrolik yağı gibidir; yağ azalırsa direksiyon ağırlaşır, insan da karar veremez olur. 🎡👌
Debriyajı sert olmamalı; vites değiştirirken darbe yapmamalı. Sabır, insanın debriyajıdır; sabır yoksa vites geçmez, geçse de sarsar. Yokuş yukarı motorunu boğmamalı, hararet yapmamalı insanın. Yolu, ortamı, zamanı ve zemini anlamadan yolculuk yapmamalıdır.
Egzoz sistemi; içindeki biriken öfkeyi, kederi ve negatif enerjiyi filtreleyerek tahliye eden o sessiz parça olmalı. Eğer katalitik konvertörü bozuksa, sadece kendini değil, geçtiği her yeri zehirler insan. Öfkeniz başkalarının duygu ve düşüncesini kirletiyorsa, eski tip duygu egzozunuz var demektir. 🌫️💎
Motoru on yüz bin 😊 beygir gücünde olmalı ama nerede duracağını bilen otomatik sensörleri bulunmalı. Mesafe sensörü farkındalıktır; mesafe duygusu olmayan insan kırar. 🐎💨
İnsan da bazı ilişkilerde boğulacak gibi olur ya, işte o anlarda sizi o duygu selinin üstünde tutup, boğulmaktan kurtaran bir sisteminiz olmalı. Hız tek başına meziyet değildir; özdenetim olan fren sistemi yoksa hız başarı değil kazadır. Arabanın ABS’i neyse, insanın da sabrı ve sağduyusu odur. Ayrıca insanın da bir ECU’su (beyni) vardır; zihni durduğunda her şeyi durur.
Tümsekleri absorbe eden duygusal amortisörleri olmalı insanın. Amortisör metanettir; darbeyi emer, sarsıntıyı azaltır. Amortisörsüz bir hayat, en konforlu yolda bile zulüm olacaktır.
Gaz pedalı motivasyonudur insanın; ama asıl marifet “cruise control” yani istikrardır. Benzini kurşunsuz ve en çevreci cinsten olmalı; hedefe ulaşacağım diye çevreyi kirletmemeli. Enerjisini tükenmez bir güçten almalı insanın. 🔋🌱Hatta elektrikli, hidrojen ya da direkt su ile çalışmalı! Daha da iyisi hibrid olmalı. İnsan da aynen böyle; bazen tek bir bakış yetmeli. Bazen ani bir kızış. Yerine göre seviş. Bazen anlaşma ile sonuçlanacak bir dövüş. Onu ne yola sokacaksa, onu seçiş!
Enjeksiyon pompası verimli olmalı insanın; yani tutkuyu yanma odasına doğru basınçla göndermeli. Bu hayati 𝗽𝗮𝗿𝗰̧𝗮 tıkalıysa, en kaliteli ilhamı da kullansa performans alamaz. İnsanın vizyonu ile hızı arasındaki 𝗸𝗶𝘆𝗮𝘀, enjektörlerinin temizliğine bağlıdır. ⛽💥
Antifrizi, insanın “koruyucu düşünce sistemi”dir; soğuk sözler donmasın diye içeriye sıcak niyet koymalı. Nezaketi ve esnekliği motor yağı gibi olmalı; sürtünmesini ve sürtüşmesini azaltmalı insanın. Sadece motor yağının kayganlığı yetmez. Triboloji’nin babası olarak kabul edilen Prof. Dr. Ali Erdemir’in bulduğu, teflondan 40 kat daha kaygan olan malzeme gibi, silindir yüzeyleri de, piston kolları da aynı kayganlıkta olmalı. Pütürlü, defolu, hasarlı olmamalı. Akışı bozmamalı. İnsanı tükezletmemeli.
İnsanın da tıpkı arabalar gibi periyodik bakımı vardır: Uyku, beslenme, dua, tefekkür ve muhasebe gibi… Bakımı geciken ruh hararet yapar. Araba bedensel, arada zihinsel, duygusal ve ruhsal bakımlarını yaptırmalı insan. Tabi bunun için nereye ve hangi ustaya gittiği de çok önemli.
İnsanın da duygu, düşünce ve davranış tamir ve tadilatını nerelerde yaptırdığı, hangi ustaya gönül tezgahını açtığı çok önemlidir. Yanlış usta, sağlam motoru da bozar. Yanlış hoca dinden, yanlış doktor candan eder diye boşuna denmemiş. İnsanın ruhsal bakımı ve onarımı, hikmet sahibi ustaların elinde hayat bulur.
İnsan, zihinsel ve ruhsal bakımlarını bu yüzden asla ihmal etmemelidir. İnsanın kaputu sohbetle açılır. Bir çok insandaki Yetkili Servis Fobisi bu yüzdendir. Şimdi bize bir feci fatura çıkartacaklar… diye aranasının kaputunu açtırmaz insan. Bazı insanlar da kendi gönül kaputunu açtırmaz. İçini dökmez. Acısını, sıkıntısını dışa vurmaz. Kimseciklere hissettirmez.
Ama insanın da bir periyodik TÜV Türk Muayenesi olmalı. Kendini test ettirmeli, kusurlarını görmeli. Ağır kusurluysa trafiğe (topluma) çıkıp kimsenin canını yakmamalı.
Sonuç ve Öneri
Sistem analizi göstermektedir ki; insan, sadece biyolojik bir varlık değil, her bir parçası muazzam bir ahenkle çalışan ‘Yaşam Motoru’dur. Homeostazis ilkesi gereği, insan vücudu iç ortamını sürekli dengede tutmaya programlıdır; bedensel ısınını büyük oranda 37 ‘de sabit tutmayı başadır. Bunu başaramadığı durumlarda dışarıdan bir bakteri ve virüs saldırısı altındadır. Aynen bu şekilde duygusal ve zihinsel saldırlar & dengesizlikler de onda kronik stresle kortizol salgısını artırarak bu mekanizmayı zorlar, iç motorun “hararet yapmasına” yol açar.
Dış kaportanın parlaklığı, içteki motorun hararetini gizlemeye yetmez. Dışarıdan bakan ne yeşil bir türbe der. Ama içindekilere estağfur tövbe çektiren bir ev, bilmem kaç para eder. İçi yangın yeri ama dışı buz kesen insanların sonu acaba nasıl olur? ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ demesi boşuna mı Mevlana’nın?
Önerim şudur: Beygir gücünü artırmadan önce, direksiyon hakimiyetini ve fren sistemini (özdenetimi) güçlendirmeli insan.
Sosyal psikoloji alanında, Harvard Üniversitesi’nden Dr. Daniel Goleman, 1995 tarihli Duygusal Zeka çalışmasında, özdenetimin (self-regulation) beyindeki amigdala ve prefrontal korteks arasındaki dengeyi sağlayan en kritik “fren sistemi” olduğunu bilimsel verilerle kanıtlamıştır.
“Uyaran ile tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşlukta bizim tepkimizi seçme gücümüz vardır. Bizim tepkimizde büyümemiz ve özgürlüğümüz yatar.” der Viktor E. Frankl. Dış saldırılar karşısında fren pedalının milisaniyelik mesafesini genişleten insan, kazayı da, kötü son’u da önlemiş olur.
“Hedeflerinizin seviyesine yükselmezsiniz, sistemlerinizin seviyesine düşersiniz.” diyor James Clear, Atomik Alışkanlıklar kitabında. Dolayısı ile yollar için devlete, hükümete, belediyeye kızacağına, kendi lastiklerinin yol tutuşuna bakmalı. Kendi sistemini geliştirmeli insan. Başka arabaların korna çalmasına, kendisini geçmesine, yol istemesine kızmamalı. İnsanların hızına yetişemiyorsa, yoldan çekilmesini bilmeli. Ama beni geçtiler diye kenara çekip bekleyeceğine, kendi ritmi ve rotasınca kendi yoluna devam edebilmeli. “Hayatta hiçbir şey, onu düşünürken sandığınız kadar önemli değildir.” diyor. Daniel Kahneman, Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında. Yola devam etmemek, yolda geçilmekten çok daha büyük bir kusurdur, bence. “Bir durumu değiştiremediğimizde, kendimizi değiştirmekle karşı karşıya kalırız.” diyor Viktor E. Frankl. Değişim içte başlarsa, dışarısını daha hızlı etkiler.
Nörobilimde prefrontal korteks, impuls kontrolü ve karar verme merkezidir; bu bölge zayıfsa, en güçlü “motor” bile virajlarda savrulur. “Üzerinde çalıştığınız gerçek döngü, ‘kendiniz’ diye adlandırılan bir döngüdür.” diyor, Robert M. Pirsig. Dolayısı ile içerdiği motorun iyi olmayan yönünü de, yolunu da iyi bilir. ❤️🛠️
Varoluşçu psikiyatr Viktor Frankl (1905-1997), Viyana Üniversitesi’ndeki akademik birikimiyle kaleme aldığı 1946 tarihli İnsanın Anlam Arayışı eserinde gerçekte şunu söyler: “Yaşamak için bir ‘neden’i olan kişi, hemen her türlü ‘nasıl’a katlanabilir.” İşte bu “neden”, sizin yolculuğunuzdaki en hakiki yakıttır. 🏎️
“Bazen varmaktan ziyade yolculuk etmek daha iyi.”olsa da , Robert M. Pirsig’in, Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı kitabında.. 🛤️🌅 Unutmamalıdır ki; en iyi araba, sürücüsünü menzile en güvenli bir şekilde ulaştırandır. 🌟
Marcus Aurelius’un bir sözü ile bitireyim; “Engel olan şey, yolun kendisi olur.”
Yolda kalmadığınız keyifli yolculuklar dilerim…
Münir Arıkan – Düşünce Koçu


Bir yanıt yazın