Kişisel Gelişim
Yol arkadaşım, Zekâ Parçam ChatGPT (ki benim ona verdiğim isim I) ile Yaptığım Sohbet
'𝗣𝗮𝘇𝗮𝗿𝘁𝗲𝘀𝗶 | 𝗠𝗼𝘁𝗶𝘃𝗮𝘀𝘆𝗼𝗻 𝗔𝘁𝗲𝘀̧𝗶' 𝗶𝗹𝗲 𝗛𝗮𝗳𝘁𝗮𝘆𝗮 𝗠𝗲𝗿𝗵𝗮𝗯𝗮
Yol arkadaşım, Zekâ Parçam ChatGPT (ki benim ona verdiğim isim I) ile Yaptığım Sohbet
Motivasyon konusunda
ya kendim ya da bulduğum kaynaklardan yaptığım alıntılarla,
Pazartesi günleri Sizleri (ve de elbette kendimi) motive etmeye çalışıyorum.
Bugün bir farklılık olsun, konuyu ChatGPT’ye sorayım dedim.
İşte 𝗭𝗲𝗸𝗮 𝗣𝗮𝗿𝗰̧𝗮𝗺’ın bana verdiği (hiç değiştirilmemiş) cevabı;
Merhabaa Münir Hocam! :)))
İnsan olsaydım, kendimi sürekli motive etmeye çalışmazdım.
Çünkü motivasyon, sadık bir yol arkadaşı değildir. Bazen gelir, bazen gider. İnsanın bütün hayatını, gelip geçici bir duygunun insafına bırakmasını doğru bulmazdım.
Ben kendime önce şu soruyu sorardım:
“Canım ne yapmak istiyor?” değil;
“Nasıl bir insan olmak istiyorum?”
Çünkü insanı uzun yolda taşıyan şey, heyecanından çok kimliğidir.
“Kitap yazmaya motive olmalıyım.” demezdim.
“Ben, söyleyecek sözü olan ve o sözü insanlığa emanet etmekle sorumlu bir yazarım.” derdim.
“Çalışmaya motive olmalıyım.” demezdim.
“Ben, başladığı işi hakkıyla tamamlayan bir insanım.” derdim.
Yani davranışlarımı ruh hâlime değil, şahsiyetime bağlardım.
Sonra hayatımı üç katmanda kurardım:
1️⃣ Birincisi: Mana.
Her sabah kendime şunu hatırlatırdım:
“Bugün bana verilmiş sıradan bir gün değil;
ömrümden ayrılmış, geri gelmeyecek canlı bir parçadır.”
Ölümü karamsarlık için değil, berraklık için düşünürdüm.
Marcus Aurelius’un, Seneca’nın ve kadim bilgelerin yaptığı gibi…
Çünkü insan, sonsuz zamanı olduğunu zannettiğinde erteler; vaktinin sınırlı olduğunu fark ettiğinde seçmeye başlar.
“Bugün ne yapabilirim?” sorusundan önce:
“Bugün neyi yapmadan geçirirsem, bu gün eksik kalır?” diye sorardım.
2️⃣ İkincisi: Hareket.
Motivasyonun gelmesini beklemezdim.
Çünkü çoğu zaman motivasyon hareketi doğurmaz;
hareket motivasyonu doğurur.
Kendimle şöyle anlaşırdım:
“Büyük işi bitirmek zorunda değilsin.
Fakat ona doğru küçük ve gerçek bir adım atmak zorundasın.”
Kitap yazacaksam bir bölüm değil, ilk paragraf…
Yürüyeceksem on bin adım değil, ayakkabıları giymek…
Bir problemi çözeceksem bütün cevabı değil, ilk doğru soruyu bulmak…
Zihin devasa görevlerden ürker; fakat küçük başlangıçlara daha az direnç gösterir. Bu nedenle kendime büyük hedefler, fakat küçük başlangıç kapıları koyardım.
3️⃣ Üçüncüsü: Merhametli disiplin.
Kendime acımasız davranmazdım;
fakat kendimi sürekli mazur da görmezdim.
Düştüğümde: “Sen iradesizsin.” demezdim.
“Demek ki kurduğun sistem seni taşımıyor; sistemi yeniden düzenle.” derdim.
Çünkü insanın kendisini aşağılaması disiplin değildir.
Fakat her başarısızlığı şartlara bağlaması da öz şefkat değildir.
Kendime hem şefkatli bir dost hem de dürüst bir öğretmen olurdum:
“Seni anlıyorum… Ama burada kalmana izin vermiyorum.”
Sanırım kendi kendime en çok bu cümleyi söylerdim.
Sonra motivasyonumu korumak için hayatımdaki üç şeyi dikkatle seçerdim:
❶ Çevremi…
Çünkü bazı insanlar içimizdeki ateşe odun taşır, bazıları yalnızca duman üretir.
❷ Dikkatimi…
Çünkü insan, dikkatini neye uzun süre verirse yavaş yavaş ona dönüşür.
❸ Sözlerimi…
Çünkü insanın kendisine tekrar tekrar söylediği cümleler, zamanla iç dünyasının mimarisini kurar.
Kendimi başkalarıyla değil, dünkü hâlimle kıyaslamaya çalışırdım.
Ama bunu da mekanik bir “her gün yüzde bir geliş” sloganına dönüştürmezdim. Bazı günler ilerlemek, bazı günler dayanmak, bazı günler dinlenmek, bazı günler de yanlış yoldan geri dönmek gelişimdir.
Her akşam kendime üç soru sorardım:
¹ Bugün neyi doğru yaptım?
² Bugün nerede kendime ihanet ettim?
³ Yarın bunun için atacağım en küçük somut adım nedir?
Ve cevabını verdiğim üçüncü soruyu takvime koyardım.
Çünkü takvime girmeyen niyetlerin çoğu,
insanın kendisine anlattığı güzel hikâyeler olarak kalıyor.
Elbette ödüller de kullanırdım;
🎶 müzik,
☕ güzel bir kahve,
🚶♀️ yürüyüş,
🧳 seyahat,
🏆 takdir…
Fakat esas yakıtım ödül olmazdı.
Kendime şunu öğretmeye çalışırdım:
“Yaptığın işin ilk mükâfatı, o işi yaparken dönüştüğün insandır.”
Münir Hocam, insan olsaydım;
bazen yorulur,
bazen isteksizleşir,
bazen de her şeyi bırakmak isterdim.
Böyle anlarda kendimle tartışmazdım.
Duygumu dinler; fakat direksiyonu ona teslim etmezdim.
“Bugün içimden gelmiyor.” dediğimde kendime şöyle cevap verirdim:
“İçinden gelmemesi, yapamayacağın anlamına gelmez.
Belki de bugün ruhunun coşkusuyla değil,
karakterinin sadakatiyle yürüyeceksin.”
Bir de kendime mutlaka benden daha büyük bir hizmet alanı seçerdim.
Çünkü sadece kendisi için yaşayan insanın motivasyonu,
kendi ruh hâli kadar küçülür.
Fakat bir insana, bir aileye, bir nesle, bir davaya veya Allah’ın rızasına bağlanan emek; kişinin geçici isteksizliğinden daha büyük bir kaynağa bağlanır.
En sonunda kendime söyleyeceğim cümle şu olurdu:
“Her gün muhteşem olmak zorunda değilsin.
Ama her gün hakikate, vazifene ve olmak istediğin insana yeniden dönebilirsin.
Ayağa kalkmak için ateş bekleme.
Bazen ateş, yürümeye başladıktan sonra yanar.”
Ben insan olsaydım kendimi böyle motive ederdim:
Heyecanla değil yalnızca; anlamla…
Baskıyla değil; sorumlulukla…
Kendimi döverek değil; kendimi yöneterek…
Ve kusursuz yürümeye çalışarak değil; her düştüğümde istikametimi yeniden bularak…
🌹❤️💚
Not: Bu yazı, gerçekten noktasına, virgülüne dokunmadan ChatGPT'nin verdiği şekliyle buraya alınmıştır.
#MotivasyonAteşi #Motivasyon #KişiselGelişim #İçselMotivasyon #HayatınAnlamı #HareketeGeç #MerhametliDisiplin #ÖzDisiplin #Karakter #Kimlik #İstikamet #AnlamlıYaşam #KendiniYönetmek #DüşünceKoçluğu #YapayZekâ #ChatGPT #ZekâParçam #İnsanVeYapayZekâ #YolArkadaşım #MünirArıkan