Kişisel Gelişim
Şirketlerde Bilim Kurulu Uygulaması & Multidisipliner Bilgelik
Sanayi Devriminin ilk yılları, ‘deeper specialization’ dediğimiz derinlemesine
uzmanlık dediğimiz, her şeyin bir şeyini değil, her şeyin her şeyini
bilen derin uzmanların, guru ustaların, mesleğinin inciğini cıncığını boncuğunu
en iyi bilen pratisyenlerin dönemiydi! Dededen, babadan kalma yöntemlerle süre
gelen atölye mantığı da bunu gerektiriyordu. Bir şey yapılacaksa, onu sıfırdan
alıp, kendi atölyesinde imal eden aile mensupları, işin tüm sürecine tam olarak
hakimlerdi.
Bu derin uzmanlık döneminde mesela 1903
yılında Ford T model bir arabayı, bu derin uzman ustaların 100 tanesi bir
araya gelerek, 10 gün uğraşarak yapabiliyorlardı. 100 uzman, 10 gün, 1
araba! Hepsi araba imal sürecinin tüm aşamalarına hakim, 100 uzman usta, işi
yapan alt birimlere, her aşama ile ilgili detaylı iş emirleri verecek bilgi,
yetkinlik ve bilgeliktelerdi. O yılları daha iyi anlamak adına, şu anda 2022
yılında, 1 usta ve 170 robotla, 43 ile 52 saniyede bir, yeni bir araba imal
edildiğini bilmenizi isterim.
Bilgi Çağı’nda bir taraftan
bilginin inanılmaz bir şekilde
çoğalması, diğer taraftan teknolojinin de inanılmaz bir şekilde gelişmesi;
üretim süreçlerine olan hakimiyeti ister istemez azalttı. O yılların
derinlemesine bilgeliği, yüzeysel uzmanlığa evrildi.
Artık üretilen bir araba veya bir makine
ile ilgili tüm süreçlere hakim olan bir uzman yerine, tüm süreçlerin kendi
bölümlerine hakim olan alt uzmanlardan oluşan bir konsorsiyum yürütüyor
işleri. Çünkü astronomik olarak artan ve sürekli de artmakta olan bilgiye hakim
olmak için, bir insan ömrünün yeterli
olma ihtimali ortadan kalktı!
99’u işten çıkartılan ya da işini
kaybeden bu üstat ustaların yerine gelen 170 araba robotu, sadece
otomotiv sektöründe değil, diğer tüm sektörleri de etkiledi.
Ağır, rutin ve riskli işleri artık
robotlara devrettik. Çok kompleks
problemlerin çözümünü de özellikle üretim simülasyonlarında Yapay Zeka’ya
devretmek üzereyiz.
Peki bu durumda uzman insana ihtiyaç
ortadan kalkıyor mu? Elbette hayır.
Bu uzman ustalar, guru’lar, üstatlar,
işi vizyon, strateji ve operasyon kısmında kafa kafaya verip işe start verme
durumundalar. Bunun için de, benim Multidisipliner Bilgelik dediğim bir
konsepte çalışmak zorundalar.
Basit bir örnek vermem gerekirse; 100
yıl önce bir bebek beşiği imal etmek için bir usta yeterli olabilirdi.
Yeterliydi de.
Proses; ağaç veya demiri bul. İstediğin
şekilde kes, yont veya bük. Beşiği yap.. şeklinde ilerliyordu!
Peki ya şimdi?
Basit bir bebek beşiği yapmak için,
ekibin içinde;
·
Psikolog (Çocuğu uyumayan anne baba psikolojisini anlamak
için)
·
Pedagog (uyumayan çocuğun psikolojisini çözümlemek için)
·
Doktor (Uyumayan çocuğun rahatsızlıkları anlamak ve nasıl
daha iyi uyuyabileceğini çözümlemek için)
·
Tamamlayıcı
Tıp Uzmanı (Bir masaj, bir aromaterapik yağ, bir Fitoterapik
bitki çayı, bir hebalist yaklaşım ile kaliteli uyku sağlayacak bilgileri vermek
için)
·
Dini
bilgilere sahip bir Uzman
(Çocuğun dini açıdan yatma yönü, kardeşlerin mahremiyet algısı, anne baba
odasında beşiğin olup olmaması v.b. İslami konulara hassasiyetle yorumlamak
için)
·
İklimlendirme
Uzmanı
·
Boya
Uzmanı (Allerjik ve kansorejen boyalardan
korumak için)
·
Ortam
nemlendirme Uzmanı (Kaloriferlerle
kuruyan ortamda kuruyan boğaz problemlerinin yol açtığı öksürük vb sebeplerle
uyuyamayan bebeklerin uyuyabileceği bir nem düzeyi sağlamak için)
·
Yatak
Uzmanı (Beşik iyi de, ya yatak… Konforlu bir
uykunun en önemli unsuru olan ergonomik, anti alerjik, anti bakteriyel, ısıtma
ve soğutmalı, terletmeyen, hatta masaj yapan akıllı ve kaliteli bir yatak için)
·
Ehh.. Bunca işi yapan
uzmanların yanına bir de beşiğimizi yapacak bir Mühendis!
Basit bir bebek beşiği için bunca uzman.
Bir düşünsenize, 98 yıllık ömrüne, 81 camii, 51
mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa
(hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam
olmak üzere toplamda 375 eser inşa eden Mimar Sinan acaba günümüzde
yaşasaydı, bütün bunları yapabilir miydi?
Koca mimarın döneminde camide kullanacağınız taşlar
çıkartacağınız taş ocağı bile Sizin ilminiz içinde olmak zorundaydı.
Harcını, sıvasını,
o sağlam duvarları gönül bezemesi ile süsleyen çinisini, hatta duvarlara
yapıya uygun, dönemin Sultan’ına uygun, konjönktüre uygun, mekana uygun hangi hüsnü
hat’tın gideceğini bile bilmek zorundaydınız.
Caminin kubbesi
ayrı bir ilim. Minaresi apayrı bir ilim. Depreme dayanıklığı
bunların dışında bir zemin etüdü gerektiriyor. Bambaşka bir alan. Şehrin
silüeti ile ilgili başka bir mimarlık uzmanlığı var. Ama Koca mimar
bunların hepsini bilmek zorundaydı ve şaşırtıcı bir biçimde, bunların hepsine
vakıftı.
Bunları bildiği gibi, bir de o zamanların akşam,
yatsı, teravih, teheccüd ve sabah namazları için elzem olan aydınlatma
sorunu var. Bunu da Camiyi aydınlattığı yetmezmiş gibi, kandillerin
islerini topladığı özel bir kanaldan bir haznede biriktirdiği islerle
hattatların kullanacağı asırlarca solmayan mürekkebi üretmişti. Bildiğiniz
üzre, İs odası, Süleymaniye Camii içinde o devirde yanan kandillerin
isini toplayıp mürekkebe dönüştüren ve tamamen doğal havalandırma ile çalışan doğal
bir baca sistemiydi. Bir taşla, hem aydınlatma, hem havalandırma hem de
mürekkep üretimi olmak üzere 3 koca kuş.
Caminin dış görüntüsü, bahçesi, avlusu, tuvaletleri ve
şadırvanı da cabası.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bir de kuşların
güvenli bir şekilde konaklaması için cami duvarlarına o şaheser kuş evlerini
yapmaz mı? İnsanın aklı hafsalası almıyor gerçekten. Bunu da mı düşündün be
koca mimar? Bunu da mı biliyordun?
O zamanların deeper specialization’ dediğimiz derinlemesine
uzmanlık tarzı, bunu gerektiriyordu. İnanın o büyük ecdadımızın daha
tam anlamıyla sırlarına vakıf durumda değiliz.
Mesela ,işi daha da derinlemesine götürecek olursak,
koca mimar,
Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'ın kızı olan
Mihrimah Sultan’ın isteği üzerine yaptığı 2 Külliye Cami’ye ; Üsküdar'daki
Mihrimah Sultan ve Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Külliyelerinde öyle bir
sanat konuşturmuştur ki, hem tarihçiler
hem de mimarlar şaşkın kalmıştır.
Bildiğiniz gibi, Mihrimah, Farsça'da Güneş ile Ay
anlamına gelen 2 kelimenin birleşmesiyle meydana gelen bir sisimdir.
Mihrimah Sultan'ın Güneş'le Ay anlamına gelen ismine
ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir
caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır.
İşte O zamanların deeper specialization’
dediğimiz derinlemesine uzmanlık tarzı böyle bir şümullü uzmanlığı
gerektiriyordu. Yatayda ve dikeyde. İşinizle ilgili ne varsa bilmek
zorundaydınız.
Şimdi camilerle ilgili inanın neredeyse yüze yakın alt
uzmanlık dalları oluşmuş durumda.
İnsasında önce, inşa edilirken ve inşası bittikten
sonra her süreçte ayrı ayrı onlar uzmanlık var. Cami halıları ayrı, cami
ısıtması ayrı, iklimlendirmesi ise apayrı uzmanlık alanı. WC’ler ayı, şadırvan
ayrı, minare apayrı bir uzmanlık alanı oldu. Hatta kullanılan
malzemelerin malzeme mühendisi denilen ayrı bir uzmanı daha var.
Camilerin en önemli unsuru seslendirmeyi o dönemde
en iyi bilen kişi Koca Mimar’ken, şimdi mimarlar bunu ses mühendislerine
vermiş durumda ve bu sektör, mimarlıktan apayrı bir bilim dalı olarak
ilerliyor.
Hatta cami imamlarına şan dersi veren konservatuar
hocaları, müziğin bu alanında sanat icra ederken, okuduğu makama uygun ve
kişiliği temsile dip, o ağırlığı taşıyacak bir ses tonu için özel ses
koçları bile var.
Hatta bizde de yakında görürüz ama şimdilerde, batıda
hastaneleri daha insancıl ve ev ortamına dönüştürüp, soğuk odalarda ölümü
bekleyen hastaların psikolojisini düzeltmeye çalışan alt uzmanalık alanları
var.
Milee Herweijer ve Michael Murphy gibi ekolün temsilcisi mimarlar, eskiden evlerimizde
ve ani olmayan beklenen ölümlerle ölürken, şimdi beklenmedik ve ani bir
şekilde sevmediğimiz soğuk hastane odalarında ölüyoruz. Buraları hasta
psikolojisini güzelleştiren evvari ortamlara dönüştürmeliyiz diyor.
Şimdi izninizle az evvel anlattığım bebek
beşiğimize geri dönelim dostlar.
Basit bir bebek beşiği için bunca uzman.
Peki ya daha komplike, daha karmaşık ve daha
teknolojik işleriniz için?
Yüksek teknoloji Endüstri 4.0 Fabrikalarınıza?
Akıllı sensörler tabanlı Nesnelerin İnterneti (The
internet of the Things – IoT) ile iletişim kurarak yönettiğiniz tüm üretim
faktörleri ve süreçlerinizde?
Tahmin edersiniz ki, işiniz bu bebek beşiği’ndekinden
çok daha zor ve zahmetli olacaktır! Bunca yükün altından kalkacak ve bunca
zahmetin üstesinden gelebilecek bir Süpermen de olmadığınıza göre…
O halde önerdiğim Bilim Kurulu Uygulamasına geçmenin
tam vaktidir.
Bu makaleyi okuyan her çalışanın kendi şirketine göre
bir örnekleme yapamayacağım için üzgünüm. Ama bazı ana unsurları merkeze
alarak, aşağıda örnekleme çalıştığım Organizasyon Şeması üzerinden
ilerleyelim isterseniz;
1.
Yönetim Kurulu
2.
Yönetim Kurulu Başkanı
a.
Özel Kalem Müdürü
b.
Bilim Kurulu
(Bilim Kurulu Üyelerinin uzmanlık Alanları)
i. Yönetim
ii. Üretim/Operasyon
iii. Tedarik Zinciri
iv. Kalite
v. Satış Pazarlama
vi. Dış Ticaret
vii. Mali İşler & Finans
viii.
ARGE & İnovasyon
ix. Marka
x. İnsan Kıymetleri
xi. Kurumsal İletişim
xii. Teknoloji & Futurizm
xiii.
BT & Kurumsal ERP
3.
Genel Müdür
4.
Mali İşler Müdürü
5.
Finans Müdürü
6.
Tedarik Zinciri Müdürü
/ Operasyon Müdürü / Üretim Müdürü
7.
Arge ve İnovasyon
Müdürü
8.
Kalite & İç
Denetim Müdürü
9.
Satış Pazarlama Müdürü
10.
Dış Ticaret Müdürü
11.
Marka Elçisi (Kurumsal
İletişim Müdürü)
12.
İnsan Kıymetleri
Müdürü
13.
Teknoloji &
Futurizm Elçisi
14.
BT & Kurumsal ERP
Müdürü
Böyle
bir Kurumsal Yapılanma içerisinde;
·
Yönetim Kuruluna bağlı
·
Şirketin üretim ve
faaliyetlerini kapsayan alt uzmanlık alanlarında
·
Konusunda uzman ve
saygın kişilerden oluşan
·
Ayda,
iki ayda veya üç ayda bir toplanan ve
·
Şirkete inovatif ve
kurumsal fikirler üreten bir heyete ihtiyaç vardır.
Bilim
Kurulu, kendi içerisinde bir Genel Sekreter seçer.
Bu
Genel Sekreter gündemi toplantı öncesinde yollar.
Toplantı
esnasında toplantı notlarını tutar.
Toplantı
sonrasında bu notları üyelerle paylaşır.
Bir
sonraki toplantıya kadarki süreçte, şirketin mevcut durumu, ilgi alanları ve
ihtiyaçları ile ilgili bilgileri üyelerle paylaşır. Böylece şirketin
ihtiyacını üyelere belirtmiş olur.
Üyeler
de eski tabirle, o konularda kulağı kesik olur. O konuları gündemine alır. O
sorunların çözümüne yönelik, kendi zaviyelerinden ayrı ayrı araştırmalar
yaparlar.
Aslında
bir sonraki toplantıya kadar arka fonda hep o şirket ve gündemi çalar
bir anlamda.
Bu
kadar yüksek bilgi ve uzmanlık seviyesindeki üyeler ve onların yüksek
odaklanması sonucu, şirket gerçekten ümit ettiği katma değere ve inovatif
çözümlere ulaşır.
Bilim
Kurulu, basit bir arge önerisinden öte, şirkete ruh ve canlılık
kazandıracak çok önemli şirket içi kurumsal bir örgüttür.
Yönetimin
aldığı ve alacağı kararların bu bilge kurulun süzeğinden geçirilmesi,
hiç umulmadık faydalar doğuracaktır. Her şeyden evvel yönetim, aldığı
kararlar konusunda daha yüksek bir özgüvene kavuşacaktır.
İstişare
müessesesi çalıştırıldığı için manevi açıdan işin bereketi hasıl olacak ve bir farziyeti yerine getirmenin huzuruna
kavuşulacaktır. Bildiğiniz gibi Mecelle’de her ne kadar ‘İstişare Sünnet ama
müsteşar mümtaz gerek’ dense de, bendeniz acizane; ‘’ Mottosunu kullanıyorum.
Yani bir biline sormak ve işinin ehli kişilerle istişare edip akıl danışman
sünnet değil, farz!
İşin
sadece yönetim açısından değil, çalışanlar açısından da bir
değerlendirilmesi gerekirse, onlar da Bilim Kurulu sonrası, yönetime daha
fazla saygı duymaya ve yönetimin aldığı kararlara karşı daha saygılı
olmaya başlayacaklardır. Öyle ya, Bilim Kurulu’ndan geçen bu kararda, o
kadar bilim insanı ve iş insanın ortak aklının olması, onları daha hüsnü
kabullü bir tavra yöneltecektir.
İş
süreçlerinin verimliliği açısından Bilim Kurulu çok daha etkin bir proses
geliştirebilir.
Kaynakların
verimli kullanılmasına
yönelik yapıcı tavsiyelerde bulunabilir.
Sahip
olduğu network sayesinde, üretim
girdilerin tedarikinde daha uygun maliyetler sunabilir. Daha uygun
maliyetli kurumlara yönlendirebilir.
İşin
en önemli kısmı elbette İnovatif çözümler üretmek, yenilikçi
uygulamalar geliştirmek. Ama Şirket Yönetimi açısından Bilim Kurulu’nun
sağlayacağı kurumsal duruş, imaj ve prestij faktörü çok daha
fazla etki edecektir. Tabiri caizse, şirket yeni bir stile sahip
olacaktır.
Bilim
Kurulu bunca katkısının yanı sıra son olarak;
·
Şirket
birleşmeleri
·
Şirket
satın almaları
·
Exit
(Pazardan çıkış) stratejileri
·
Yeni
iş kollarına giriş veya mevcuttan çıkış
·
Yurt
dışı operasyonları
·
Stratejik
çözüm ortaklı
·
Daha
uygun tedarikçiler gibi katkıları
sağlayacaktır.
Ama
bu katkıların içerisinde Yeni ve genç yeteneklerin kuruma kazandırılmasında,
inanılmaz bir katkı sağlayacaktır.
Çünkü
Genç Kuşaklar, Patron şirketlerinde ya da Kurumsallaşmış Aile Şirketlerinde;
karar verme mekanizmalarının kişiye bağlı olmaktan çıkartılıp, ortak Akıl
Algoritmasına bağlı olmasını tercih ediyorlar.
Genç
Kuşaklara bir bakın! Geleneksel Medyayı takip eden bir genç görüyor
musunuz? Ben göremiyorum. Gazete alan bir genç neredeyse yok gibi.
Bunu
sebebi, Geleneksel Medya’da, bu gazete olur, Dergi olur, TV olur… Ama bunların
hepsinde neyin yayınlanacağına,
basılacağına ve gösterileceğine Patron karar verir!
Gençler
bundan rahatsız oluyorlar.
İstiyorlar ki, işin bir ilkesi olsun. Ortak akla uyulsun.
Süreçlerin içerisinde olunsun. Ve yönetim bu ortak aklın verdiği kararlara göre
icra edilsin.
Yeni
Medya’nın bu kadar trend olmasının sebebi de bu değil mi zaten. Çünkü
geleneksel medyanın aksine, yeni Medya’da kararlara bir algoritma karar
veriyor. Neyin TT olacağına, neyin reytinginin yükseleceğine, neyin
daha fazla konuşulacağına, bu yapay zeka karar veriyor. Yapay Zeka da, (her
ne kadar manipülasyon ihtimali olsa da) var olana göre karar verdiği için,
ortaya çıkan realite hakikatin ta kendisi oluyor ve yüksek kabul görüyor.
Bunu manevi değerlerimize uygunluk açısından tartışmıyorum. Ortadaki realite,
dini inancımıza ve manevi değerlerimize çok zıt bir şey olabilir ama en azından
yalan değildir. Çarpıtılmış değil, arttırılmış bir gerçekliktir.
Aynı
yöntemin Bilim Kurulu marifetiyle şirketlerde uygulanıyor olması, normal
hayatında da bu şekilde yaşayan Genç Kuşakları, şirkete çekecektir.
Yönetim’in
en önemli görevlerinin başında genç yetenekler için bir mıknatıs görevi
yürütmesi gelir. Ve liderler bu görevini yerine getirirken Bilim Kurulu’ndan
azami yararlanacaklardır diye düşünüyorum.
Not: 2000 yılından beri danışmanlığını yaptığım,
Yönetici Koçluğunu yaptığım hemen hemen her şirkette bir Bilim Kurulu kurmayı
başardım. Sayısız faidelerine şahit olduğum bu Kurulu, şu anda da
Yönetici Koçluğunu yaptığım şirketlerde kurmaya devam etmekteyim.
Bilime
saygı, alime hürmet; her zaman kazandıracaktır.
Bilim
Kurulunuz şimdiden hayırlı olsun!
Münir
Arıkan
Düşünce
Koçu
